Senin sandığın gibi olmuyor işte, demişti babam.
Ben ona sadece arkeolog olmayı istediğimi söylemiştim oysa.
Umutsuz ve umut kırıcı girişinden sonrası ise şöyleydi: “Öyle senin hayal ettiğin gibi kazılara gezilere tüm arkeologlar gitmiyor işte! En iyi ihtimalle Anadolu’da bir yerlerde bir müzenin müdürü olursun. Masa başında geçer hayatın.”
Henüz kafa kâğıdım 16 yıllık. Akıl kağıdım ise belirsiz. Akıl denen şey tecrübelerle oluşuyorsa eğer, hayatım için kararlar almak adına başkalarının aklına öylesine muhtacım ki. Üstelik aklımın olması gereken yerde – aslında onun biraz üstünde püfür püfür kavak yelleri esmekte. Hititler, Asurlar, Frigler, Urartular iyi de, masa başında dirsek ve ömür tüketmek kötü diyorum kendime.
Siliyorum aklımdaki tercih formundan arkeolojiyi.
Hukuk yaz diyorlar bana, hakkımı çok iyi koruyormuşum, hâkimi bezdirirmişim, müvekkilimi illaki galip kılarmışım falan filan.
Karanlık adliye koridorları geliyor gözümün önüne. Anadolu’da toprağa toza bulanmış bir halde eski medeniyetlere dokunmak varken elimde narin fırçalar ve mini kazmalarla—loş bir odada karışık bir masa ardında MÜDDDÜR olarak oturmak kadar berbat geliyor o koridorlar bana.
Yazıyorum ama ölü tercih.
Kimse bilmiyor bunu.
Gölgem bile.
Kendime bir gençlik sırrı veriyorum; sayesinde ne kadar çok para kazanabilecek olsam da avukatlığı kendi listemde ölüme tercih ettiğimi.
Henüz kazanılmamış paracıkların ardından hüzünlenmiyorum da ,
elimden düşen kazma ile fırçaya,
yüzüme değemeden ait olduğu yerde kalan kazı alanı toprağına kederleniyorum.
O günden sonra hep tarih kurcalıyorum, harabelerde arıyorum kaybettiğim ruhumu.
Ve kendimi hep sıkıcı bir müze müdürü olmamak fikri ile avutuyorum.
Seneler sonra ise her arkeoloji mezununun müddddüüür, her müddddüüürin de masa başı tozu ile oyalanmadığını görüyorum.
Pişmanlık?
Bilemiyorum.
Her ikimiz de haklıydık çünkü.
Fakat ben yine de tarih kokan şeylere gönül kaydırıyorum.
Veee
Ve geçenlerde bir kitap buluyorum.
Henüz siparişini vermesem de kitap için çok heyecan duyuyorum- size de tanıtmak istiyorum.
Güngör Karauğuz'dan değerli bir çalışma bu. Sonrasını internetten bulduğum tanıtım yazılarından aktarayım size."Bu ilginç çalışmada, Hitit çiviyazılı kaynakları ele alınarak, Anadolu'da bugün tüketilmekte olan yerel ekmeklerle Hitit ekmekleri arasındaki bağlantılar araştırılmaktadır.
Hitit Dönemi'nde ekmeğin, tarlanın sürülmesinden itibaren geçirdiği tüm evreler çiviyazılı metinlerden takip edilerek incelenmektedir.
Hitit ekmek çeşitleri ile bugün Anadolu'da tüketilen ekmek çeşitleri arasındaki yakın benzerlikler konusunda ilginç veriler ortaya konmaktadır.
Ayrıca Hitit bayram ve kült törenlerinde hangi ekmeğin ne oranda tüketildiği, bayram ve ritüel kutlamalarında hangi tanrı için özel olarak yapıldığı araştırılmaktadır.
Sadece tanrıya sunulduğu düşünülen ekmek çeşitleri ile bu ekmeklerin hangi kutsal mekanlarla ilintili olduğu da irdelenmektedir."
Satın almak için
Ideefixe'den veya herhangi bir online kitapçı'dan faydalanabilirsiniz.