Pazartesi, Mayıs 05, 2008

Yaşasın Hıdırellez !


Yemek dergisi Yemek.Name'yi indirmek için tıklayın


Son zamanlarda kendimi biraz fazlaca yazma - çizme işine vermiş olabilirim. Ekmekler bir şekilde pişiyorlar ama buraya düşemiyorlar ne yazık ki. Uzun bir aradan sonra Devletsah'ın güzel bir teklifi sayesinde yine buradayım.
Büyük emeklerle hazırladığı Yemekname adlı sanal dergisinde Mayıs ayı için bir Hıdırellez yazısı istedi benden Devletşah. Aslında hem yazı hem de ekmek tarifiydi onun istediği. Devletşah'a nasıl karşı çıkabilirdim, hele de konu Hıdırellez iken.
Çok büyük zevkle yazdım ben bu yazıyı. Dergi zaten çok keyifli. Yazımın tamamını merak ediyorsanız, ve elbette Hıdırellez ekmeği tarifine ulaşmak istiyorsanız yemekname resmine tıklamanız yeterli...

Perşembe, Mart 20, 2008

Kayıp Süt tozunun izini bulduk :)


Pınar Süt'ün son kullanıcı için paketlediği süt tozlarını yavaştan üretmeyi kesmesi ile biz süttozlu ekmekseverlerin tabir-i caizse boynu bükük kaldı.


Öncelikle süt tozunun ne olduğunu ekşi sözlük'ten alıntılayalım:


(Süt tozu )İçindeki sıvının neredeyse tümü düşük basınç ve proteinleri denatüre etmeyecek bir ısıda endüstriyel olarak buharlaştırılmış süttür. Eğer örneğin yağ oranının düşürülmesi ya da laktoz intolerant kişiler için içindeki laktozun alınıp fruktoz koyulması gibi özel bir işlemden geçmemişse sütün içindeki tüm maddeleri içerir...


--


Ekmeğe besin değeri anlamında katkısı muhteşemdir. Şuradan bu konuda İngilizce bir rapora ulaşabilrsiniz. Yakın zamanda genel hatları ile çevirmeyi arzuladıım bir çalışma bu ...


--


Süt tozu daha önce bir başka yazımda da belirttiğim gibi ekmeğe hoş koku ve doku ayrıca da dayanıklılık katıyor...


Ekmeğinizde olmasa ne olur? Ekmeğiniz yine olur ama biraz daha az besleyici ve daha kısa süre dayanan bir ekmek olur.


--

Fakat siz ben ekmeğimi illa süt tozlu yapacağım diyenlerdenseniz eminim ki son donemlerde benim gibi umutuzca market market dolaştınız durdunuz.


--

BU durumda Pınar adlı okuyucumuzun müjdesini verip yazıyı burada bitireyim diyorum:

(Pınar'ın mesajı:)

merhaba,bir kaç hafta öncesine kadar süt tozu arayarak bütün marketleri arşınlayanlardan biri de bendim:)veee sonunda buldum: hem de markette değil, aktarda.. halis muhlis süttozu diyerek takdim etti satıcı.belki yardımı olur, herhangi bir aktarda bulabilirsiniz, sadece kahve kreması olmadığını vurgulayın yeterli, orda yoksa mutlaka bir başkasında vardır.sevgilerPınar



Pazar, Şubat 24, 2008

Meyve Şekerlemeli Hafif K/ekmek

Bilmiyorsunuz tabi, fotoğraf makinemi kızım kırdı.

Benim onun fotoğrafını çekerken başvurduğum bir ses efektini yaparken, yani PİSİ PİSİ diyip telefonda konuşmakta olan annesini kendine döndürmeye çalışırken makine birden elinden kaydı minik Nehir'in ve önce yeri, sonra da "tahtalı köy"ü boyladı.

Nehir kendi şuncağızlık boyunun yüksekliğinden düşürmüş olsaydı benim emektarı bir şey olmayacaktı ama onun o anda mutfaktaki yüksek bar taburelerinde oturuyor olması işi bozdu, anası fotoğraf makinesiz kaldı.

Bu kötü durum sayfa ziyaretçilerine de yansıdı tabi :)
Günlerdir hiç ekmek koyamıyorum siteye. Hoş makinem olsa da baya zamandır ağırdan alıyordum, ve bunun nedenlerini bir o post'ta bir bu post'ta anlatıp duruyordum. Bildiginiz gibi nedenlerden biri çalışma hayatına geri dönmüş olmam, ikincisi de çalışma zamanlarından arta kalan zamanlarda ikinci kitabı bitirmeye uğraşıyor olmam. Bu sefer ki kitap direk ekmek makinesi severlerle ilgili değil ama gerçekten birinci kitabımdan da çok severek "dünyaya getirmeye" çalıştığım bir çalışma... Sona doğru yaklaşıyorum (yaklaşıyoruz aslında. Bir de sevgili ortakla) Bu yüzden beni mazur görüp sayfa arşivindeki ekmeklerle idare etmeye çalıştığınız için sizlere çok teşekkür ederim.

Sırada aktarlardan satın alabileceğiniz kuru meyve parçaları ile şenlenen bir ekmek var.

Malzemeler:
1 ¼ kap süt (Oda Sıcaklığında)
1 yumurta (Oda Sıcaklığında)
3 kaşık zeytinyağı (ya da tereyağı )
4 kaşık toz şeker - daha çok tat istiyorsanız miktarı biraz daha artırın derim.
1 kaşık pekmez
3/4 çay kaşığı tuz
3 + ¾ kap un
İki kaşık mısır unu
İki kaşık irmik
2 ½ çay kaşığı instant maya

Makinenin bip sesinden sonra:
4 yemek kaşığı kuru üzüm 4 yemek kaşığı minik doğranmış meyve şekerlemesi
2 tutam anason (tercihe bağlı)

Temel Ekmek ayarında, büyük somun.

Ekmeğinizi deneyip hoş bir resmini çekerseniz, göndermeniz halinde yukarıdaki meyve şekerlemeleri resmi yerinde sizlerden birinin ekmeği yer alabilir, ne de güzel olur :)
Sevgilerimle....
Not: Sevgili Hamire Elif Tanrıverdi'den gelen fotoğrafı yayınlıyorum. Hamire Hanım'a çok teşekkürler. Kocaman bir ekmeğe imza atmış. Tarife yaptığı eklemeler de var hamire Hanım'ın. Bunlar 3 kaşık şeker ve 4 kaşık dövülmüş ceviz. Bu değişiklikler ekmeği kendi ağız tatlarına uydurmak maksatlıymış, ve sonuçtan çok memnun kalmışlar.

Pazartesi, Şubat 11, 2008

Womag'de bir Kambur....




Bu ay da güzel bir ay.
Womag'deyim yine....
Bu kez "Kambur Osman" kahramanım. Bu güzel sanal sanat dergisinde en sevdiğim hikayelerimden biri ile yer alıyorum bu ay.
Önce pembe sayfalara bir tıklayıp hikayenin girişine bir göz atın. Baktınız beğendiniz, tamamını okumak için ister buraya tıklayın , ister womag dergi kapağına.
Hikayem sizi sarmadıysa siz yine de dergi kapağına ya da buraya tıklayın . Çünkü WOMAG'de beğeneceğiniz bir şeyler mutlaka bulacaksınızdır diyorum... :)

Çarşamba, Ocak 09, 2008

Womag Sanal Sanat Dergisindeyim....


Özellikle sanat sever arkadaşların beğeneceğine emin olduğum dolu dolu bir dergi Womag... Ayrıca bu ay içinde ben ve benden 2 yazı da var....Dahil olduğum için çok mutluyum. Görebildiğim kadarıyla bir benzeri olmayan bu dergiyi tıklayıp edinmenizi tavsiye ederim....

Perşembe, Ocak 03, 2008

Sakızlı Ekmek

İzmirin her köşesini gezdiğimi, her türlü nimetininin kaynağını gözümle gördüğümü iddia etmemeye geçen yaz bir tuhaf ağacın önünde netlik yapmaya çalışırken karar verdim. Bu ağaç bir sakız ağacıydı.

Küsüratı bende saklı- 30 küsür yıllık hayatımın, ufukları Sakız Adası ile kesintiye uğramış, sakızlı dondurmalarla taçlanmış her yazında ve dahi (evin) köşesine bucağına sakız reçeli saklanmış kışlarında bile kendime sormamışım “yahu nedir, nerdedir bu nimetin kökeni?” Hayret!

Artık demode olduğunu saklamayan emektar makinemin makro ayarları ile boğuşmaktayım. Dışarıdan bakıldığında pek de havalı gözükmeyen eğriden – eğretiden bir ağaç sanki sonraları onu bu şekilde tanımlayacağımı bilmiş gibi zamanın bir noktasında göz yaşı dökmüş. Sonra zaman donmuş- gözyaşı da öyle…
Makinam el verdiğince ardı arkasına kareler çekiyorum. “Olmadı,” diyorum, “net değil.” Bir daha, bir daha. Altı üstü bir reçine damlası ama çok güzel çok, çek bir daha….

Bir ara çerçeveye 3 yaşı henüz dolmamış kızım giriyor.
“Dakız istiyorum,” diyor “dakız…”
Sakızın ağaçta yetiştiğini düşünüyor olması hoşuma gidiyor. Karışmıyorum.
Keşke herşey ağaçta yetişse diye düşlüyorum, mesela çikolata, mesela pasta, mesela tiramisu ve mesela pizza….

Yetişmiyor elbette ama olsun, yetiştiği kadarı da yeter. Sakız, ya da mastik öyle hoş bir şey ki hepsine bedel…



Sonra yaz bitiyor.
Yaz boyu çekilmiş onlarca fotoğraf arasında bir kare, bir ağacın üzerinde bir damla sakız parçası zamanının gelmesini beklemekte.

Yeni yıl, beraberinde Rum köklerinin esintisini eteğinde taşıyan uzak bir akrabayı da getirerek geliyor….

Konuk olduğum eve yeniyıl ekmeği getirmiş, bize de bir parça düşüyor. Ekmeğin üzerinde 2008 yazmakta.

Burnumu ekmeğe dayamışım, “ayol yesene” diyorlar, “yok diyorum, yok…Böyle daha güzel- şimdilik tadını böyle çıkarıyorum ben onun…”

Neden sonra hakkıma düşen bir dilimi yiyorum, mest oluyorum.

Yumurta var bu ekmekte, belki tereyağ, ve mahlep ama mutlaka ve mutlaka sakız.
Hani şu bizim sakız.
Bir zamanlar Çeşme’nin taşı toprağının kaplı olduğu ileri sürülen sakız, sonraları kıymetini bilmediğimiz kesi kesiverdiğimiz sakız, şimdilerde devlet koruması altında olan sakız… Hani Yunan dostlarımızın bizden daha iyi sahip çıktığı sakız, hani Çeşme’nin burnunun ucunda olup da bizim olmayan adaya adını veren sakız.
Vesaire vesaire vesaire…..

Madem onlar bizden daha iyi sahip çıkmış o halde onlardan bir tarif verelim… Elbette Yılbaşı gibi, paskalya gibi özel günlerinde pişirdikleri Tsoureki aradığım tada en yakın sonucu verecek. Belki de yediğim ama adını sormayı akıl etmediğim güzel ekmek zaten bir tsoureki (tureki)

Adı her ne olursa olsun bu ekmek mutlaka ama mutlaka denenmeli.

Malzemeler:

2 yumurta (oda sıcaklığında)
1/3 kap süt (oda sıcaklığında)
3 kaşık zeytinyağı
1/3 kap şeker
1 çay kaşığı mahlep (dolu dolu)
5-6 parça damla sakızı (ezilmiş)
1 çimdik tuz (çay kaşığının 1/5 kadar)
3 kap un
2 çay kaşığı instant maya

Temel ekmek ayarı
(hamur makinede biraz zor dönüyor. gerekirse bir iki kasık daha süt ekleyin)


NOt: Ekmeğinizi daha kekvari istiyorsanız şeker oranını artırabilirsiniz. Ancak hamur yogurma aşamasında kaşık kaşık süt ekleyerek hamurun kıvamlı bir topa dönüşmesinde yardımcı olmanız gerekecektir.

Salı, Ocak 01, 2008

Anason kokan ekmek......

1 kap süt
1 yumurta
2 kaşık zeytinyağı (veya tereyağı)
Yarım kap teflon tavada çevrilmiş ruşeym
2 kaşık şeker
1 çay kaşığı tuz
Yarım çay kaşığı anason

2 ½ kap un
1/3 kap irmik

2 çay kaşığı instant maya

Ruşeym hakkında uzun uzadıya yazdığım bir nimet. Ancak muhtemelen elinizde ve dahi evinizde bulunmuyor. Olsa fena mı olurdu? Hayır olmazdı elbet. Ama bugünün ekmeği onsuz da olabiliyor.. Ruşeym yerine aynı oranda irmik koyabilirsiniz. Fakat sıvı az gelir mi diye makineyi ilk yoğurma esnasında arada kolaçan etmekte fayda var. Bu durumda bir iki kaşk daha süt ya da sıvı eklersiniz.
Fakat bu tarif ruşeymsiz oldu mu çok da sıradışı bir tarif olmayacaktır, bildirmekte fayda var.

NOt: Bu fotoğraf aslında bu ekmeğe ait değil. Ekmeğimizin fotoğrafını çektiğim zannıyla onu ailenin tüketimine sunma gafletinde bulundum ne yazık ki. Ancak benim için önemli olan denemenin kabarma açısından ve tat açısından ne kadar başarılı olduğudur. Yaptım- kabardı, hem de gayet güzel bir şekilde. Bu durumda bir başka ekmeğin resmini koymayı yanlış bulmadım. Siz?

Çarşamba, Aralık 26, 2007

TARİFLERİNİZİ GÖNDERİN ve 2 tarif


Arkadaşlar,

Uzun zamandır hem ikinci kitap çalışmalarım hem de ara vermiş olduğum iş hayatına dönüş yapmamdan dolayı ekmek sayfamı ihmal ettim. Bu durum beni çok üzüyor. Sayfayı ekmekseverler için bir şekilde canlı tutmak istiyorum.


Teklifim şu: Başarıya ulaşmış tariflerinizi (ve elbette fotolarını) benimle ve diğer ekmekçilerle ekmekkokusu vasıtasıyla paylaşmanız.


Bu arada ben de boş durmayacağım tabi.


Aslında Pazar günü pişirdiğim güzel bir ekmeğim var ama daha evelden yukarıdaki teklifi yapmış olduğum sevgili Ayşegül Temiz'in 2 ekmeğini (kendi rızasıyla tabi) sunmak istiyorum ben bugün.


Ayşegül harika iki ekmek yapmış... Flickr'daki kendi sayfasında şu şekilde de sunmuş ekmeklerini.. (Değiştirmeden alıntılıyorum. Bu arada benim ekmek de bir kaç gün sonra gelecek. Sizlerden de beklerim. Sevgilerimle. Binnur)


Ayşegül'de sıra:

doğumgünümde ekmek makinası hediyesi alınca ara verdiğim ekmek denemelerime tekrar başladım.

dün kahvaltıya gelen kuzenlerim için yaptığım ekmek çok beğenildi :)

hem besleyici hem de sağlıklı ekmek oldu köy ekmeği,


(Makine ekmeğinin) tarifine gelince:1+ 1/4 kap su

2 çay kaşığı tuz

2 tatlı kaşığı şeker

2 kaşık tereğağı (eritilmiş)

1 yumurta (çırpılmış)

4 kap un

1+ 1/2 çay kaşığı toz maya (Ayşegül muhtemelen aktif kuru maya kullanmış)

beyaz ekmek programında pişirdim


haşhaşlı çöreğin tarifi :2 kaşık haşhaş ,

1 kaşık tahin 1 bardak sıvıyağ ile iyice karıştırılır,bir kenarda bekletilir

1 bardak süt

1 bardak yoğurt

1 bardak sıvıyağ

3 yemek kaşığı şeker

2 çay kaşığı tuz

yarım paket yaş maya

aldığı kadar un ile yumuşak hamur yapılıp mayalandırılır

tabak büyüklüğünde açılıp haşhaşlı karışımdan sürülür ve bükülerek sarılır.

üzerine yumurta sarısı sürülüp pişirilir


afiyet olsun

Çarşamba, Aralık 05, 2007

Womag'e buyrun....


Bir online dergi daha... Önerilesi, okunası....
Görsel sanatlar ilginizi çekiyor mu? Eğer öyleyse buyrun buradan tıklayın!!!
Not: Son sayısı taze taze çıktı. Aslında ben de olacaktım bu sayıda ama teknik bir talihsizlik eseri olamadım. Fakat ben yokum diye de size bu dergiyi önermemezlik edemedim....
Başka NOt :Bu arada son zamanlarda çok da anlatılası ekmekler üretemedim. ÖZÜR.

Pazartesi, Kasım 26, 2007

Ünye Ekmeği- Deneyen Fotosunu Göndersin Lütfen...

Uzun zaman oldu yine. Sanırım hem annelik, hem iş hayatı, hem yazmak, hem de bloglar bir arada daha evel tahmin ettiğim kadar kolay yürümeyecek.

Bu bende üzüntü yaratıyor elbet. Kendimi size karşı sorumlu hissediyorum. Tesellim ise Zeynep ile beraber hazırladığımız süpriz kitap sonuçlandığında affedilecek olma umudum....

Madem kendim deneyemiyorum yeni tarifler o halde sizden gelenleri değerlendirelim.

Önceki postuma düşen bir yorum var. Emine Selcen'den. Olduğu gibi aktarıyorum.. (Ekmek çok hoşuma gitti sevgili Emine, ancak benim malzeme eksiğim var. Yine de post olarak koyayım da birileri benden önce yapar belki.)

Merhaba sitenize zaman zaman bakıyorum çok güzel tarifleriniz var. size bir tarif vermek istiyorum. dometesli ekmek. bunu benim babaannem yapıyor kendisi ünyeli ve doğal olarak bu bir mısır ekmeği.
çok beğeneceğinize eminim tarife geçiyorum:
7-8 tane ince kıyılmış domates turşusu
1 büyük rendelenmiş soğan
yarım demet kıyılmış maydonoz
gerekiyorsa tuz
1-2 adet acı biber turşusu(arzuya göre)
4-5 bardak mısır unu (fırında kurutulmuş mısır unu olacak)
biraz su

bu malzemelerin hepsi yoğurulur çok cıvık veya çok sert olmayan bir hamur yapılır. bu malzemeden toplam 2 adet ekmek çıkıyor. önce teflon tavada bir tatlı kaşığı tereyağı kızdırın. hamurun yarısını koyup iyice tavaya yayın. alt kısmı pişince bir adet dönderecek* ile ekmeği çevirin. tavada tekrar yağ kızdırın ve diğer tarafına da yağ sürün. iki tarafı da pişince tavadan alın. hamurun kalan yarısını da pişirin. emin olun çok değişik bir lezzet

NOT:dönderecek ünyede kullanılan bir şey. dümdüz hiç kenarı olmayan bir tencere kapağı. tepesinde tutma yeri var. bunu bakır kap-kacak satan yerlerden bulabilirsiniz. yada bir tencere kapağıyla halletmeye çalışabilirsiniz. iyi günler diliyorum afiyet olsun.

Salı, Ekim 30, 2007

Tüyap'ta bir bücür...

Bitmek bilmeyen yol esnasında, bitmek bilmeyen kilometrelerden herhangi birini devirirken biz “Tüyap kitap fuarının bana göre Beylikdüzü’ne yapılmasında Türk insanının kitap sevgisini sınama niyeti var,” diyordum eşime…

Aklımda İzmir’deki Tüyapcıların ne şanslı olduğu vardı.
“İzmir zaten bir çeşit butik şehir, her şey iç içe ve kucak kucağa. Orada Tüyap’a gitmemek için gerçekten iyi bir nedenin olmalı, bakalım burada ne kadar katılımcı göreceğiz,” türü düşünceler de uçuşmaktaydı kafamda.

Sonunda vardık.
Otoparkta sahiplerini bekleşen dizi dizi arabalar şaşırttı beni önce. Sonra da içerdeki yerinde durmayan kalabalıklar… Çoğul konuşuyorum, çünkü çoğuldular. Oradan oraya akıp ceplerindeki parayı gece yatağa başlarını gönül huzuruyla koyacak şekilde harcamak için, çırpınan genci – yaşlısı – çeşit çeşit insanlar….

Söyleşi salonu ititraf etmeli ki pek o kadar kalabalık değildi. Ancak elim ayağıma dilim dudağıma dolanır mı stresinin ne kadar da boş olduğunu çarçabuk kavramamı sağlayacak kadar samimi bir dinleyici kitlesi geldi sandalyelere yerleşti.

Moderator olmanın stresiyle mi yoksa sana 15 dakka değil, tümünüze verilen toplam süre (1 saat) yetmez diyen arkadaşların etkisiyle mi bilmiyorum deli dolu bir süratle konuştum. İzleyicilerin yüzünde gördüğüm sevimli ve sevgi dolu ifade ile coştukça coştum.
Ancak unuttuğum bir şey vardı.
Tüm yüzlerdeki gülücükler sevgili Emine Beder’in “ağlamasın, onu da yanımıza alalım,” önerisi ile önce yan sandalyemde, sonra kucağımda maymunluklar yapan kızımaydı….

Bir ara baktım Nehir kaptırmış kendini “kardelen Ayşe, kardelen Ayşe,” diyor, geldim kendime…Çaktırmadan olması imkansız bir şekilde kulağına eğildim, “anneciğim susmazsan bizi dışarı atacaklar,” dedim…
Velhasıl konustuk yine de güzelce…
Önce ben,
Sonra Ayvalık Mutfağı’nın yazarı Erkan Acurol, sonra Mengen Mutfağının yazarı Mesut Erdoğan, sonra da Türk mutfağına sayısız eserle katkıda bulunan sevgili Emine Beder.

Ben bu iki beyden ziyade Emine hanım ile ilgili bir not düşmek istiyorum. Sıcaklığına, samimiyetine ve güzel yeşil gözlerine hayran kaldım ben Emine Beder’in…Yanında kendimi çok rahat hissettim, çok sevdim ben onu… Ne şanslıyım ki bende artık onun bir imzalı kitabı var :) Ve yine ne şanslıyım ki naçizane benim de onda :)

Bu arada Mengen mutfağını literatüre sunan Mesut Erdoğan bey ile Ayvalık mutfağını hak ettiği yere koyan Erkan Acurol’un da imzalı kitaplarına sahibim.
Konuşmada herkesin hem fikir olduğu şeyi sizinle paylaşmak istiyorum:
"Türk mutfağını belgeleyin.
Kayıp binlerce tarif var, eldekileri unutmayalım. İyi ki yemek yazarları arttı, yollarına devam etsinler…"
Ne dersiniz?

Cumartesi, Ekim 27, 2007

Tüyap'tayim...


Nasıl oldu bilmiyorum.
Yani hayat beni nasıl buralara getirdi?
Ama getirdi işte...
Güzel bir günde, Cumhuriyetimizin doğum gününde Tüyap Kitap Fuarı'ndayım....
Bu sene fuarın ana teması "Akdeniz"...
Bu çerçevede Akdeniz Şiirleri Dinletileri, Akdeniz Edebiyatı, Akdeniz’de Modernite, Akdeniz Kültüründe Kadın Olmak, Akdeniz Mutfağı üzerine söyleşi-paneller, dinleti ve dia gösterileri bekliyor fuar ziyaretçilerini...
-
Bu sene 26.sı gerçekleştirilşecek olan bu dev etkinlikte ben nasıl yer aldım peki?
İnkilap Kitabevi uzun zamandan beri üzerinden çalıştığım konudan haberdar olduğu için bana bir nevi süpriz yaptı; beni kitap fuarına davet etti, bir diğer deyişle ikinci kitap çalışmalarım bana çok saygın isimlerle yanyana olabilmek şansını verdi.
-
Bu isimlere geçmeden önce bu ikinci kitap çalışmamda yalnız olmadığımı bildirme zorunluluğu hissediyorum. İzmir'den, memleketimden çok sevgili bir arkadaşım ile, Mutfak Robotu Zeynep ile uzun zamandır emek verdiğimiz bir proje bu....Bitip hayata geçmesi daha çok zaman alacak gibi gözükse de şimdiden uğurunu ve faydasını ben görmeye başladım bile. Umudumuz ve hayalimiz elbette ki bir gün birlikte panellere, söyleşilere çıkmak, orada omuz omuza durmak...
Ancak sırada yakın gelecek var. 2 gün sonrasından - 29 Ekim'den bahsediyorum.
-
Orada, artık kendisini mutfakseverlere tanıtmaya gerek bile olmayan sevgili Emine Beder ile beraberiz, ayrıca son dönemde çıkardığı Ege`nin Arka Bahçesi "Kydonia" Ayvalık Mutfağı kitabı ile tanıma fırsatı yakaladığımız Erkan Acurol da orada olacak....
1 saat kadar sürecek güzel bir söyleşiye davet etmek istiyorum sizi.
Söyleşiden sonra kendimi gerçekten tuhaf hissetmeme neden olacak bir de imza günüm (ya da imza saatim mi demeli) olacakmış....
-
Gazetecilik, televizyonculuk, dergicilik, bloglar, kitap derken senelerdir parmaklarımı klavyeden ayıramaz durumdayım gerçi ama yine de bir imza gününde kendimi hiç hayal etmemişim meğer.
Umarım kalemi ters tutmam...
Sevgilerimle
ve görüşmek üzere....

Pazar, Ekim 14, 2007

SABONİS'e ekmek


Tarihler 2007'nin yaz sonunu gösterdi göstereli okullu bir çocuğun annesi olma statüsünü eklemiş durumdayım uzayıp giden hayat listeme.

Her yaklaşmakta olan statü gibi bu statü de alanda tecrübeli kişiler üzerinde bir nevi "arıya bal kokusu etkisi" yarattı.. Veee

kreşler ve akran arasına karışıp "hapşu"ydu-"tıksı"ydı bilumum alt-üst solunum yolu enfeksiyonu ile tanışan bebeler üzerine bin bir hikaye dinledim o zaman- bu zaman.

Heyhat
gel zaman git zaman
hikayeler "rivayet" alanından indiler, benim gerçeğime dönüştüler.

18 gün içinde 2si gece yarıları acil kapılarında olmak üzere 5 ayrı hastane ve doktor ziyareti şeklinde hayatıma "renk!" kattılar.

Hikaye basitti.
Kreşte nezlelerin sonu gelmemekteydi.
Nezle demek tıkalı bir burun,
tıkalı bir burunsa ortakulakta mikrop birikimi demekti.

Olur mu canım demeyin?
Bana yaptığım bütün araştırmaları dökümletmeyin :)
Size verebileceğim en özet bilgi (anladığım bilgi ya da) şudur...

Yaş küçük e o halde burun ile kulak arasındaki bağ olan östaki borusu da küçük.
Üstelik bu kadarla da kalmıyor bir de dik duruyor kerata. Böyle olunca da borunun berisinde kalıyor mu mikroplu bir saha.
Bekle ki çocuk büyüsün, östaki uzasın ve yataylaşsın sonunda... İste o zaman istediği kadar tıkansın burun. Yok bir dert- yok bir sorun.

İste bundandır blogumu ihmal edişlerimin bir hayli uzaması dostlar.

Önce işe girmem, sonra annelik görevleri..
Ama elimde deneysel ama affettirici bir tarif var.
Boyu aya kadar :)

SABONİS'e

(80'lerin sonunda esen basketbol fırtınası, o günleri ilk gençlik yılları olarak yaşayan ben ve arkadaşlarıma Sovyet basketbolcu Arvidas Sabonis'i tanıma fırsatı vermişti...
Ben bir de ekstradan hayrandım da bu 2 metre 22 santimlik adama.
O zamanların hatrına hayatımda pişirdiğim en uzun ekmek olan bugünün ekmeğini SABONİS ekmeği olarak adlandırıyorum. Sanırım Sabonis'in annesi gibi ben de bu ürünün - çocuk veya ekmek- nasıl olup da bu kadar uzun olabildiğini bilmiyorum)

1 kap ılık süt
1 yumurta (oda sıcaklığında)
1 küçük haşlanmış patates (parçalara ayrılmış)
3 kaşık zeytinyağı
1 yemek kaşığı şeker
1,5 çaykaşığı tuz
3 kap un
1 tatlı kaşığından biraz fazla instant maya

(temel ekmek ve inanmayacaksınız ama küçük somun ayarı)
NOt: Makine hamuru yoğurma aşamasındayken gözünüze hamur çok kuru gelirse çok az süt ekleyebilirsiniz)
Not2: Ekmegin yanında duran fincan kahve fincanıdır.

Perşembe, Ekim 04, 2007

Aylardan Ekim

Bir dergi var.
Belki gördünüz.
Agaclar.net

Görmeyen kaldıysa görmeli.

Size bu dergiyi önermek için güzel bir ay seçtim.
Bu ay benim ayım.
Her ne kadar yaşlanıyor olmaya itirazımız olsa da, yaşıyor olmayı severiz hepimiz.

Bundandır doğduğumuz ayın yaklaşmakta olan ölümü değil de yaşamı hatırlatır olması bize.

İşte bu yüzden kalan 11 ayı bir kenara iteler yaşamın kapısını araladığımız ayı çok severiz.

Yoktur öyle pırlantalar, arabalar, katlar hediye gelsin tutkum.
Her sene bu ay başka türlü hediyeler arayışı içinde olurum.
Bana sevildiğimi pahallı şeyler değil de benim ile ilgili detaylara dikkat etmişlik daha çok hatırlatır.
Demek şu detayı bol hayatta benim dikkatimi neler çekmekte biliyormuş o, dedirten şeyler.

Fakat kimi zaman teker teker bireylerin değil de evrenin hediyeleri olur bana. Kimileri tasadüfler der buna.
Benimse dilim tesadüf demeye varmaz. VArsa bile "hiçbir tesadüf anlamsız değildir," düşüncesini takarım elimdeki süpriz uçurtmasının kuyruğuna.
Ayrıca kayırılmış olma fikri hoşuma gider benim.
BEn ne şanssız insanım demekten pek bir nefret ederim. Çünkü hayatta hep tek anlar vardır ve kendini kendi sözlerinle lanetlemektense kendine şans yaftasını yapıştırmak daha revadır ....
Kimilerinin tesadüf dediği, benimse şansımın göstergelerinden saydığım şeyler bol çeşitlilik gösterir. Kİmi zaman bir gün evelinden kendi kendime sorduğum bir sorunun ertesi gün kucağıma düşmüş cevabıdir bu, kimi zamansa kendime almayı düşündüğüm bir şeyin isteğimden habersiz birisi tarafından bana hediye getirilmesi.
Bazense daha tuhaf yollar seçer hayat. Bir online dergi olup hayatımın sevinçler kutusuna bir artı daha koymayı tercih eder örneğin....
Sözün özü şu ki,
Kalemim ne zamandır hikayelerin renkli arenasında koşturmak istiyor. Günlük koşturmalarımdan zaman buldukçada beni dürtüyor, bir kenara iki kelam çiziktiriyor.
İşte bunlardan biri aylardan birinde kendi yolunu çizip ağaçlar dergisine gitti.
Gidiş o gidiş.
Unuttum gerisini.
Artık herkese bir yaş daha fazla söylemem gerekecek ay geldi.
Hediyesi mi?
Görmek için En başa dönüp linke tık demeli....

Cuma, Eylül 21, 2007

Bir Hititli'nin Sofrasına Konuk Olmak- Onunla Aynı Ekmeği Paylaşmak

Senin sandığın gibi olmuyor işte, demişti babam.

Ben ona sadece arkeolog olmayı istediğimi söylemiştim oysa.

Umutsuz ve umut kırıcı girişinden sonrası ise şöyleydi: “Öyle senin hayal ettiğin gibi kazılara gezilere tüm arkeologlar gitmiyor işte! En iyi ihtimalle Anadolu’da bir yerlerde bir müzenin müdürü olursun. Masa başında geçer hayatın.”

Henüz kafa kâğıdım 16 yıllık. Akıl kağıdım ise belirsiz. Akıl denen şey tecrübelerle oluşuyorsa eğer, hayatım için kararlar almak adına başkalarının aklına öylesine muhtacım ki. Üstelik aklımın olması gereken yerde – aslında onun biraz üstünde püfür püfür kavak yelleri esmekte. Hititler, Asurlar, Frigler, Urartular iyi de, masa başında dirsek ve ömür tüketmek kötü diyorum kendime.

Siliyorum aklımdaki tercih formundan arkeolojiyi.

Hukuk yaz diyorlar bana, hakkımı çok iyi koruyormuşum, hâkimi bezdirirmişim, müvekkilimi illaki galip kılarmışım falan filan.

Karanlık adliye koridorları geliyor gözümün önüne. Anadolu’da toprağa toza bulanmış bir halde eski medeniyetlere dokunmak varken elimde narin fırçalar ve mini kazmalarla—loş bir odada karışık bir masa ardında MÜDDDÜR olarak oturmak kadar berbat geliyor o koridorlar bana.

Yazıyorum ama ölü tercih.
Kimse bilmiyor bunu.
Gölgem bile.
Kendime bir gençlik sırrı veriyorum; sayesinde ne kadar çok para kazanabilecek olsam da avukatlığı kendi listemde ölüme tercih ettiğimi.

Henüz kazanılmamış paracıkların ardından hüzünlenmiyorum da ,
elimden düşen kazma ile fırçaya,
yüzüme değemeden ait olduğu yerde kalan kazı alanı toprağına kederleniyorum.

O günden sonra hep tarih kurcalıyorum, harabelerde arıyorum kaybettiğim ruhumu.

Ve kendimi hep sıkıcı bir müze müdürü olmamak fikri ile avutuyorum.
Seneler sonra ise her arkeoloji mezununun müddddüüür, her müddddüüürin de masa başı tozu ile oyalanmadığını görüyorum.
Pişmanlık?
Bilemiyorum.
Her ikimiz de haklıydık çünkü.
Fakat ben yine de tarih kokan şeylere gönül kaydırıyorum.

Veee
Ve geçenlerde bir kitap buluyorum.
Henüz siparişini vermesem de kitap için çok heyecan duyuyorum- size de tanıtmak istiyorum.

Güngör Karauğuz'dan değerli bir çalışma bu. Sonrasını internetten bulduğum tanıtım yazılarından aktarayım size.

"Bu ilginç çalışmada, Hitit çiviyazılı kaynakları ele alınarak, Anadolu'da bugün tüketilmekte olan yerel ekmeklerle Hitit ekmekleri arasındaki bağlantılar araştırılmaktadır.

Hitit Dönemi'nde ekmeğin, tarlanın sürülmesinden itibaren geçirdiği tüm evreler çiviyazılı metinlerden takip edilerek incelenmektedir.

Hitit ekmek çeşitleri ile bugün Anadolu'da tüketilen ekmek çeşitleri arasındaki yakın benzerlikler konusunda ilginç veriler ortaya konmaktadır.

Ayrıca Hitit bayram ve kült törenlerinde hangi ekmeğin ne oranda tüketildiği, bayram ve ritüel kutlamalarında hangi tanrı için özel olarak yapıldığı araştırılmaktadır.

Sadece tanrıya sunulduğu düşünülen ekmek çeşitleri ile bu ekmeklerin hangi kutsal mekanlarla ilintili olduğu da irdelenmektedir."

Satın almak için Ideefixe'den veya herhangi bir online kitapçı'dan faydalanabilirsiniz.